ESKİ BAHAR MİMOZALARI

                     ESKİ BAHAR MİMOZALARI

 

Bademler çiçek açıp, yapraksız dallarında Sarıasma Kuşlarını ağırlamaya başladımı mor hüzün çöker Haylaz İmgelerimin koynuna.

Siyah önlüklü, hem de kasketli kızlar, ince kravatlı Liseli erkekler, Pınarbaşı’nın Akasya sıralı yolunda, adı sevda olan zaman tünelinde süzülüp gittiler.

 “Dallar çiçek açtı, açtı, Kırlangıçlar uçtu, uçtu” Diye şiir ezberlerdik elli beşin Yedi eylülünde. Tabakhane Deresinin Kar sularına karışıp aktığı yıllarda Çay’ın kenarlarında Set yoktu. Dalardık Şelâlenin Efsunlu akan, Hayıt dalları ile Kutsanmış soğuk sularına. Yayılırdık Ailece, Kavakların altına, kapaklı sepetlerin narin sarılı yaprak sarmalarına.

İlkokulda iken sınıfla giderdik Pınarbaşı’na, oyunlar ayrışırdı yüreğimizde Beyaz Zakkumların bakışında. “Yerli malı, Yurdun malı” edasıyla anamın hazırladığı Çıkınlar savrulurdu, mahcup yer sofralarımızda.

Çağla Badem, Erik, Sepet içinde, cam bardakla satılırdı, kilo ile değil. “Kiraz, ye biraz” Diye bağırırlardı. Kargı çöpüne, kirazın sapından yorgan ipliği ile 5 tane sarılır, öyle satılırdı, adına da Turfanda (Mevsiminden önce yetişen) denirdi.

Kimler, kimleri ağırladı kim bilir bu Esrik mesire vadisinde. Bizden önce Rum meyhanecileri varmış. Gazinoların, Okaliptüs ağaçları gölgesinde, Bohemya Biraları ve Kurtuluş Rakısı sahne alırmış. Hangi Levantenlerin, Zadelerin, Özlem dolaplarından indirip, Nakışlı bohçalarda taşıdıkları sevginin İkonaları takılmıştır, bahar çalılıklarına.

 İp atlar, salıncak kurardık o eski yaşanmışlığın uzun servi dallarına. Çuval yarışması, mendil kapmaca oynardık. Susardık, abanırdık kaynak suyuna yüzükoyun, hâlâ içim yanar lıkır, lıkır.

 O At arabalarında satılan gübresiz Marulların yağlı göbeği, sahipsiz akan Çeşme suyunda elimizden kayar, kızarırdık, kızların gamzelerinde.

 Düğün Alayını gezdirirdi, sokak düğünü Otobüsleri. Gırnatalı ve Klarnetli Çengicilerin yorgun parmakları sevgi dokuduğunda, Sibemol bir hüzün çalardı Gelin evi şarkılarında. Faytonlar şakırdı, sevgi üretirdi Doruk Atlar terli bedenlerinde.

Hey gidi Pınarbaşı! Sessiz akan derenin, Efsunlu Çam ağaçlarına kimlerin ismini kazıdın kim bilir?

 Kamyon kasalarının arkasına tıkışırdı mahalleli, koşuşurdu ‘Tellidede’ sazlığının Gelincik tarlalarına. Hıdır-Ellezdi, Bahar Bayramıydı bunun adı, Kasnaklı uçurtmalarının heyecanında. Hiç Kırmızı lâlelere tutsak oldu mu gözbebekleriniz, Papatyalardan Taç ördüler mi başınıza.

Yalnız Mor lalelerin açtığı Kepez’in kıyısız bir kıyısında Alarga olurdu çocukluğum. 

Yıllar, peşi sıra geçti gençlik anılarımın sarnıcından. Düşleri sarışın, baharları Camgöbeği sanırdık, kendi kumaşında Epriyen hüznüm alıngan notalara dadanana kadar. Sonra sarıldık, öpüştük, helâlleştik Mimoza bakışlı hatıralarla.

Havuzlar suyunu doldururken, Vilayet eteğindeki Jandarma Gazinosundan Nilüfer’in Lirik, çocuksu ama Kumral sesi yankılanıyordu, “ Kim arar, söyle kim arar, Vefasız olanı kim arar”.  

Aşkı sorgulayan Midye gözlü, Cumbalı Cafelerdeki Uzun Çalar Plaklar öğretti bizi sevmeyi. Tömbeki kokardı Pasaport kahvesindeki gençliğim. The Beatles “ Obladi, Oblada, Taylor Swift’in Love Story, Tom Jones “Green Green Grass of Home” “ Help Yourself” “ Without love”, el ele küllenmiş duygularımı İzmir de Okul sıralarına götürür hep. Size de uğrar mı bazen?

Ah! O işkilli, Evhamlı buseler, siyah beyazdı ama yüreğim avucumun içindeki bir çift güvercin telaşındaydı hep.

“Lale devri çocukları” sayıldık, aksakala yorgun düştü resimlerim şimdi de. Ayıp, günah, yasak ilkesini becerenler var ya! Yerli Filmlerde Bal gibi, Ünal sinemasının ön sıralarına otururlardı. Oysa elli dokuzun bahar İmbat’ı, On dokuzuna Hınzırlanıyor, Ayırdın da değiller.

Kelebeklere Hırka ördürürdük uzaktan.  Kalbim! Alacalı, sesi kırpık bir Serçenin ip atlayışı gibi olurdu.

Saçı sakalı ağarası mesajlar, zemheride mi kaldınız! “ Daha önceleri nerelerdeydiniz” Diye hesap sorasım geliyor, karnımdan.

Zerdaliler çiçeklerini, mor Akasyalar kokusunu döktü adeta eski hatıralarımın oylumuna. Sezen Cumhur Önal’ın, Sen, Sen, Sen adlı şarkısında Mehmet Taneri, yine Sezen Cumhur’un “Benim Bütün Dualarım Seninle” ile Ertan Anapa, Göz pınarlarımızı Kızılırmak’a çevirirdi, “Koru Piknik” bahçesinde.

Sinemacı Tekin’in Kışlık Hisar’ındaki Konserinde “Aşk eski bir yalan, Âdem’le Havva’dan kalan” şarkısı ile Kamuran Akkor, Zıp, zıp, zıplardı sahnede Vasfi Uçaroğlu Orkestrası eşliğinde.

Ah! Ulema İmgeler, alıp gidin eski baharları karanlık denizin derinliklerine bence.

“Bir Bahar Akşamı rastladım size” “ Sevgi, deli gönülden, gönüle bir akıştır”, “Bakışın çağırır beni uzaktan”, “ Aşkımın ilkbaharı, ilk heyecanım benim”

Bu güzel eserler ruhumun limanından Demir alıp, Okyanuslara götürür, sevgi sebiline döndürür beni.

 Kehribarım,  Turunç reçelim, bir gülün ağlaması gibi hep Aşktan, bahardan söz edecek.

Leylak renkli Baharlara uyanın.            

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !