Embed

GİRİTLİ KAHVECİ HACI BİLAL

Sol başta (laz) Hafız Hüseyin Küçük,Cemal Ürel,Memduh Özek,

Oturanlar: Hüseyin Ürel,Hacı Bilal Ürel,Damadı Ahmet Kılınç.

 

Hacı Bilal, 1881’de Girit Adasının Kandiye(İraklion) şehrinde doğdu. 1897- 98 yıllarında daha 16 yaşında iken ailesi ile Aydın’a göç etmiş. Hacı Bilal’ın babası zeytin işiyle uğraşırmış. “Homales” adındaki zeytin Akdeniz’in en güzel, elle toplanan ve her yıl ürün veren bir mahsulüymüş. Osmanlı döneminde Adada Rum ve İngilizlerin baskısı artınca yaşam dayanılmaz olmuş ve her şeylerini bırakıp Girit’i terk etmek zorunda kalmışlar. Ablası Zehra ve Kamer, abisi Derviş’le 4 kardeş olan Hacı Bilal, Aydın’a yerleştikten birkaç yıl sonra askere gitmiş ve askerliği tam 8 sene sürmüş. Zira savaş sırasında İngilizlere Yemen’de esir düşüp senelerce esarette kalmış. Abisi Derviş ise 1915’de Çanakkale de Şehit düşmüş.

1. Cihan Harbi bittikten sonra Terhis olan Bilal Ağa, perişan ve meteliksiz bir durumdaymış. Memleketine dönmek için yollara düşmüş. Ev halkının, ailesinin de yoksul olduğunu bildiğinden parasız, pulsuz eve gelmek istememiş. 8 sene hiç görmediği ailesinin hasretini bir kenara bırakıp, anlatılanlara göre önce Antalya’da sonra Çine’de bir kahveci yanında aylarca çalışmış. Kendisini biraz toplayıp 3–5 kuruş cebine koyduktan sonra ailesinin yanına öyle gelmiş. Bu yaşanmış öyküyü ailede kim dinlese  “Hacı Bilal’da Peygamber sabrı varmış” demiş. Sabırlılığının yanında olağan üstü hoş görülü, hoş sohbetli ve engin görüşlü bir insanmış.

 

 Kahveci Bilal’ın evliliğinden 2 oğul 3 kız evladı olmuş, Hüseyin, Cemal, Melek, Aliye ve İsmet, isminde. Aydın’ın dokusuna mal olmuş ve birçoğunun ruhları açelyalara dadanmış bu soy ağacına bir göz atalım.

Damadı; “ Horoz Marka” Mehmet Sabuncu( Melek’in eşi, 2. eşi Makbule), evlatları: Cemal, Nail, Bilal, Mustafa, Nabi, Hilmi ve Ahmet Sabuncu.Damadı Ahmet Kılıç (Aliye’nin eşi)- Eski Vali Şoförü ve eski “Zarafet” kundura’nın sahibi. Evlatları: Oğlu Mehmet Ali Kılıç, kızları, Güler ve Hediye.Damadı, Hüseyin Ürgen (İsmet’in eşi), Züccaciyeci. Oğlu Mustafa Ürgen. Hüseyin Ürel(büyük oğlu) Eşi Fatma. Evlatları; Arif, Yakut, Mehmet, Nadir ve Kızı Mükerrem.Cemal Ürel (Küçük oğlu)- Eşi, Hayriye, Evladı, Tuncay Ürel.

Kahveci Bilal Ürel, İbadetine bağlı, sohbeti dinlenir, iyilik timsali bir insanmış. Herkesle barışık, hatta bir sarhoşla diyalog kurabilecek kadar ince yürekliymiş. Yolda sallana, sallana yürümesi, hafiften külhan tavrı, gençliğinden gelen, bıçkın delikanlılık edasıymış. Sert, ciddi tavrının altında büyük olgunluk ve kimseyle kavga etmek istemeyen düşünce yatarmış.  En ulvi özelliklerinden biride yardım elini uzatmasıymış. Memlekette ne kadar Hafız varsa Aydın’a gelir, mutlak Hacı Bilal’ı bulurmuş. Bilhassa Ramazan ayında çeşitli illerden gelen din adamları ve Hafızları bünyesinde toplar, yedirir içirir, ya evinde yatırır ya da yakın bir otele götürürmüş. Ramazan boyunca şehrin camilerine müftülük vasıtası ile bu hafızları dağıtır, görev almalarını yardımcı olurmuş. Bu insanların ihtiyaçlarını, komşu ve yardım seven esnaftan para toplayıp karşılanmasını sağlarmış.

Hacı Bilal’ın ailesi ve kardeşleri Orta mahallede, bitişik Nizam evlerinde otururmuş. Askerlik dönüşü kahvecilik yapmaya karar veren Bilal Ağa, ilk kahvesini Gümrük önü’nde “Farabe” sokakta açmış(10. sokak, Camcı Mehmet Gökbel’in yeri). Zahire pazarı köşesinde, kadayıfçı Aykutlunun dükkânının yanında, 1930’lu yıllarda yapılmış bir kahve. İş Bankası’nın yeri o yıllarda boş arsaymış. Sonra bu kahveyi satıp Vardar Otelinin karşısındaki( Şimdi Kabaçamların olduğu yer) köşeyi almış. Kahvehane’nin ocağında yeğeni Memduh Özek(Ablası Zehra’nın oğlu), garson da Ispartalı Mehmet Benli ve garson Mürşit’miş. Ispartalı Mehmet Öksüz yetim bir çocukmuş, kahvede yatar, kalkarmış. Sabah ezanında Kahveyi açan Hacı Bilal, günün ilk ışıklarında yedeği hazır edermiş. Okullar kapanınca yanında kalan torunlarını uyandırır beraber kahveye giderlermiş. Sonraki yıllarda küçük oğlu Cemal Ürel ocakçı ile beraber açar, o da öğleyin Abisi Hüseyin Ürel’e devredermiş. Kahveci Cemal Yağız, gösterişli bir delikanlıymış. Tırtıklı şişenin gölgesi onun iş bitiminde yorgunluk kahvesi olurmuş. Elektrik daha Aydın’da yokken üstü mermer masalara küçük gaz lâmbası konur,  tavan çengeline yuvarlak, ince Lüks lâmbası asılırmış. Buz olmadığından su ve gazoz, yayladan gelen karla küplerin içinde soğutulurmuş. Limonata, Ayran, Gazoz, Koruk suyu, Vişne, Karadut şurubu, tarçın ve somata en revaçta içeceklermiş. Nargilenin can alıcı, kehribar kokusu İstasyon meydanından duyulduğu söylenir. Daha sonra sokağın içindeki arsa alınmış ve kahvenin bahçesi olmuş. 1940’lı yıllarda Elektrik gelince yazın bahçedeki toprak küp’e buz kalıbı konulmuş. İçi su dolu buzdolabına da galon şişeler içinde su ve meşrubat. Bahçedeki akasya ağaçlarına renkli lâmbalar asılı olduğundan yaz gecelerinde esnaf âlemi bahçede otururmuş. Çarşı esnafı her Pazar akşama kadar bu kahveden çıkmazmış. Başka eğlence yeri olmadığından aynı kalabalık o günlerde Ankara Palas Oteli hizasındaki bahçeli, Keçeci Mehmet( Keçeci zadeler)’in kahvesi, Madran kahvesi ve Bank kahvesinde olurmuş.

Kahvede Dama, Tavla, Domino ve kâğıt oynanırmış. Hele Nargilenin küheylan çalımıyla bütünleşmek bir başka keyifmiş. Oyunlarda kâğıda sarılı lokum verilirmiş, “kesme” diye. Sonraları nane şekerine dönmüş. Kahvenin yüksekçe bir köşesinde sac konsol üzerinde tahta kasalı bir radyo durur, ajanslarda son ses açılırmış. Duvarlara asılı, Belkıs’ın “Saba Melikesi” resmi, “ Saraydan kız kaçırma” ve “Atlar” Gravürlü ipek Suriye halıları ve iki metrede bir asılı duran oymalı tahta içindeki aynalar kahvenin otantik havasını tamamlarmış. Anlatılanlara göre burası öyle sıradan bir kahve değilmiş. Ocağı çevreleyen renkli camlı raflara sıralı nargileler, bakır tepsiler, teraziler ve gülhatmi desenli özel kahve fincanları, görücüye çıkmış gibi yassılanırmış. Kalburüstü müşterilerin, Öğretmenlerin ve memurları uğrak yeri olan bu mekân, İzmir’in  “Pasaport” kahvelerini andırırmış. Çalgıcı müzisyenlerin sorumlusu, Ramazan paşa’nın unutulmazlarından “Karagöz” Mehmet Kafa, yazın bahçede kışın içeride düğün bağlardı. Şehrin ve köylünün Çengi, düğün dernek ve eğlence organizasyonu burada hallolurmuş. Aydın’ın tek pazarı Salı günü kurulduğu için o gün Çiftçiler amelenin yevmiyelerini burada dağıtırmış. Vardar Palas otelinde Sporcular, turneye çıkmış sanatçılar tüccarlar ve celepler konakladığından bu müşterilerin Çay ve kahvesi bu antik kahveden gidermiş. Torunu Yakut Ürel, Tiyatrocu İsmail Dümbüllü’nün, berber Ahmet İpekçioğlu’ndan Traş olurken ona kahve götürdüğünü ve yaptığı esprileri, bugün bile güldüğünü söyler.    

Hacı Bilal, ilerleyen yıllarda ocağa pek nadir geçmeye başlamış. Bir köşede oturur, onu hiç boş bırakmayan, hafızlar, Hacı arkadaşları ve esnaf dostları ile sohbet edermiş.

Dostlarıyla buluştuğu bir başka mekânda, Dükkân önü camisinin karşısındaki “Hatipoğlu” kahvesiymiş. Kahvede işi bittikten sonra, arkadaşları; 55 Ahmet, Şoför 38 Ahmet(Ersoy), damadı “Horoz marka” Mehmet Sabuncu, Şoför “Fik-Fik” Mehmet(Edizyürek), Muhtar Hakkı Koca, (Gaytanbıyık) Ali Konakçı ve Sarayköylü Mehmet efendiyle, Hacı Ali Sami Şengül’ün okuduğu dini kitabı dinler, sohbet ederlermiş.

Kahveci Bilal Hac’ca 1945’li yıllarda ilk resmi kafile ile Trenle gitmiş. Yol uzun olduğundan Şam’a kadar gidip orada konaklanırmış.  O tarihten evvel Hac’ca gidiş yasakmış.

Yanında en çok kalan torunlarından Bilal Sabuncuya Kur’an okumayı aşılamış. Bu sayede Bilal Sabuncu Dükkân önü Camii’nin kuran kursu hocası Babadağlı Osman Yavuz’un talebesi olmuş ve kursu birinci bitirmiş. 1948’de Aydın’ın bütün camilerinde kuran okumuş, hem de mikrofonsuz, diyaframdan. 

70 yıl önce Hacı Bilal’ın kahvesi Aydın’ın bir mihenk taşı olmuş adeta. Kahvecilik adabını yerleştirmiş çarşı esnafına. Adres bildirirken ve buluşma yeri seçerken “Hacı Bilal’ın Kahvesi” diye tarif edilirmiş. Çırakların çocukluk imgelerini yeşerten, Aydın çarşısına damgasını vurmuş bu tarihi çınar 3 Mayıs 1969’da vefat etti.

Bu efsane kahve yıkılırken resimlere sığmayan gizemli kahvecilik de ortadan kalktı. Sadece, Aşçı Ahmet Timur, Aşçı Eyüp ve Osman Doyuran, İhsan Taş, Maksut Tıhmınlı, Kadri Heplevent, Ondüleci Zeki Gülcan, Berber Cemal Tezel, Diş Hekimi Gani Kunt, Berber Ahmet İpekcioğlu, Dr. Osman Dora, Dişçi Mustafa Talat Yalçın, Terzi İbrahim Şakiroğlu, İsmail Köybaşı, Aydın Palas’ın sahibi İsmail Hakkı Darcan, Buzcu İsmail, Gazete bayii Süleyman Gezer, Osman Sezginer ve Gazeteci ve matbaacı Hilmi Tükel’in isimleri kaldı, bu efsunlu mabette.

Odun kömürü ile kaynayan yedek, nargilenin “ateş” diye yalvaran fokurdayışı, pirinç şekerlikler ve tütün kokan yeleğinde kesme getiren Dedemin hayali, iğne deliğinden geçip giden zamanın raflarında kaldı.

Bugün, Hacı Bilal’ın ismini taşıyan torununun, torunu var. Allah ömür versin.

Sarı Zambaklar içinde uyu, rahmet diliyorum Giritli Hacı Bilâl.          

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !